Selim İLERİ “Hepsi Alev” Aralık 08
TANRININ SURETİ
“Kendine yukarıda
gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan
herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde
eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın Rab, kıskanç bir
Tanrı’yım.”
(Eski Ahit, Çıkış 20:4)
Yakın
bir arkadaşımla mesajlarımızda “handiyse” sözcüğünü kullanmaya
başladığımızda, yine Selim İleri okuma dönemine girdiğimizi anlarız.
Yazarların
dili kendilerince farklı kullanmalarından hep etkilenmişimdir. Sadece
dilin güzelliklerini ortaya koymaktan bahsetmiyorum, kendince grameri
esnetmeleri, yeni sözcük ve deyimleri daha önce hiç duymadığım
biçimlere sokmaları çok hoşuma gider. Bir de bakarım, bu yenilikler
benim dilime de girmiş, dilimi zenginleştirmiş.
Kitap okurken
kuşkusuz tek zenginleşen dilimiz olmuyor, düşüncelerimiz ve algılarımız
da yenileniyor. Selim İleri’nin son romanı “Hepsi Alev,” hep merak
ettiğim ikonoklazm hakkında bilgi vermekle kalmadı, konu üzerinde
düşünmemi de sağladı.
İkonoklazm
Geçtiğimiz
hafta Kıbrıs’ta Gazimağusa yakınlarındaki minnacık St. Barnabas ikon
müzesini gezerken bir yandan da “Hepsi Alev”i okuyor olmam çok faydalı
oldu. Meryem Ana’nın, azizlerin ve çarmıha gerilmiş İsa’nın ikonalarına
bakarken, yaklaşık 1300 yıl öncesinde nasıl görülebildiklerini
düşünmeye başladım. Masum görünen bu resimler neden bunca acıya sebep
olmuştu? Neden yasaklanmaları gerekmişti? Yasaklar yüzünden onca insan
öldürülmüş ya da zindanlarda çürümeleri beklenmişti?
Bizans
İmparatorlarının ikonaları yasaklanmaları konusuna bugün tarihsel
değerlendirmeyle bakıldığında ortaya iki neden belirgin şekilde
çıkıyor. Birincisi on emirden ikinci olarak bilinen “putlara
tapmayacaksın” yasağının yeniden yorumlanmış olması. Doğu Ortodoks
Kilisesi, Eski Ahit’e ve dolayısıyla on emre, Vatikan’dan daha
bağlıydı. Kilisedeki resimler konusunda da Vatikan’dan böylesine
ayrılmaları bu nedenle doğal sayılabilir.
İkonaların yasaklanmasına
neden olabilecek ikinci olasılık ise aslında çok ilginç tarihsel bir
bilgiye dayanır. Bizans imparatoru III. Leon, bilindiği kadarıyla
Halife II. Ömer ile diyalog içindeydi. Halife’nin, Bizans imparatorunun
İslamiyet’i tanıması ve kabul etmesi için baskı yaptığı bilinir;
İmparator dinini değiştirmeye yanaşmamış olsa bile, İslamiyet’te Tanrı
ve peygamberlerinin suretinin yapılmasının yasaklanıyor olmasından
etkilenmiş olabilir. Bir yandan Eski Ahit’te yer alan ikinci emir, öte
yandan İslamiyet etkisiyle birleşince Bizans İmparatorunun ikonaları
yasaklaması anlaşılır olur.
Selim İleri “Hepsi Alev” romanında III.
Leon’un aynı adı taşıyan torunuyla evlenen İrene’nin (ya da Eirene)
(M.S. 752–803) yaşamından bir bölümü anlatıyor. Üç nesildir Bizans
imparatorları kilisedeki ikonları yasaklamış, İrene ise “yüksek sanat”
olarak gördüğü bu resimlerin yasaklanmasına hep karşı çıkmıştır. Kendi
iktidar döneminde, arkasına din görevlilerini de alarak yasağı kaldıran
kişi olmuştur.
Roman İrene’nin ağzından yazılmış. İrene üç nesildir
süren yasağı sofuluk ve sürü kalabalığa ödenen bedel olarak görüyor.
Romanda iki tema özellikle dikkat çekiyor, birincisi daha önce de
sözünü ettiğim ikonaların yasaklanması, diğeri ise siyasi güce sahip
olmak ve bu gücü korumak için nelerin yapıldığı. İleri, konuları hiç
karmaşıklaştırmadan, sade ve kısa tümcelerle kendini anlatan, inanılmaz
güce sahip bir kadını tanımamızı sağlıyor.
İrene’nin hikâyesi
babasının onu çocuk yaşta İmparatora vermesiyle başlıyor. Kısa zamanda
tüm saflığını yitirdiğini, sarayda canlı kalmak için vermesi gereken
savaşı ne denli iyi öğrendiğini görüyoruz. “Zindansız iktidar yoktur”
ya da “Gözlerim, yeşil yılanların yeşiliydi” sözlerinden kendi ve
iktidarı hakkında açık sözlülüğünü de görüyoruz. Roman boyunca gözler
çok önemli, çünkü iktidarına karşı çıkan tek oğlunu kör ettiğini ve
sürgüne yolladığını da bize yine (biraz gizleyerek ve utanarak da olsa)
o söylüyor. Gözlerle ilgili sık tekrarlanan bir başka imge, “mavi
gözyaşları” Meryem Ana’nın oğlu çarmıha gerildiğinde döktüğü yaşlar
için kullanılıyor; bunun roman içinde anlamı, çekilen acıların sembolik
olarak resmedilmesinin öneminin altını çiziyor.
Romanın düşünmeye
ittiği konulardan biri de insanoğlunun binlerce yıl puta taptıktan
sonra bir yapıttaki sembolizmi ne denli görebileceği ile ilgili.
İrene’nin her fırsatta “sürü” olarak adlandırdığı halk, gerçekten de
bir resimde gördüğü figürü, büyük bir olasılıkla, sembol olarak değil,
gerçeklik olarak algılıyordu. Örneğin bir ikona önünde edilen dua
gerçekleşmişse, bu duayı gerçekleştirenin Tanrı olduğunu değil belki
ikonanın kendisi olduğunu sanıyordu. İnsanın binlerce yıllık
gelişiminde soyutlama çok arkadan gelir. Romanda İrene’nin de bunun
farkında olduğunu ama insanın yücelmesi için soyutlama yeteneğini
geliştirmesi gerektiğini de bildiğini görüyoruz. Bu yüzden sanata bunca
değer veriyor.
Değer verdiği bir başka şey de yoksullar. Ama bu
konuda da ikilemlere düşmeden edemiyor. Bir yandan limanlarda çalışan
yoksul halkın ayaklarını yıkayarak, peygamberlerin yaptığı gibi
kendini, bir imparatoriçe olarak, hiçlemeyi göze alıyor fakat öte
yandan bu yoksullardan tiksiniyor. Yoksul bir kadını anlatırken “Yüzü
kırış kırış, canı yanmış. Yükseliyorum. Altın kartalların bezediği
pabuçlarım; tekme atmak geçti içimden. Suratına. Yoksul kadının.” Bir
yandan nasıl yoksulların ayaklarını yıkadığını anlatırken beraberinde
tekme atma isteği duyduğunu da gizlemiyor. Aynı kadını anlatırken
“Hissetmiş olmalı. Fakat inat etti: ‘Hangi anne…’ Götürdüler. Gübre
Konstantinos’un zindanları gibi benim de zindanlarım. Başka çare
yoktur. Zindansız iktidar yoktur.”
Her anlamda İrene ikilemlerle
dolu bir kadın: “İnsanı birey kılmaya çalıştım. Sürü kalabalığa rağmen”
demesine rağmen, gerçekten birey olmak isteyen oğluna bu şansı
vermediğini de görüyoruz. Daha sonraki satırlarda “Bireylik ancak
paranın, geçim imkânlarının sağlayacağı bir lükstür” diye ne denli
gerçekçi olduğunu dile getiriyor.
“Hepsi Alev” kuşkusuz sadece ele
aldığı konu ile değil, edebi değeri açısından da övgüye değer bir
roman. Siyasi güç üzerine yazılmış en güzel romanlardan biri demek
doğru olur. Romanın kapağında Edebiyatta 40. yıl üst başlığı yer
alıyor. Selim İleri’nin 40. yılını taçlandıran bir eser çıkmış ortaya.
Sadece son yıllarda yazdığı en güzel roman değil belki de tüm yazarlık
serüvenin de başyapıtı.
Hepsi Alev / Selim İleri / Doğan Kitap / Ocak 2007 /188 sayfa.
